Ana menü:
BİR AYET:
Ankebut / 45.
“(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.”
BİR HADİS:
Hz. Ebu Hureyre (radıyallâhu anh) anlatıyor:
"Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işittim:
"Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde her gün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mı, ne dersiniz?"
"Bu hal, dediler, onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!"
Aleyhissalâtu vesselâm:
"İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler." buyurdu."
Namaz, dinin direğidir.
O olmadan diğer ibadetlerin bir kıymeti olmayacaktır. Namazsız bir adam, direksiz, sütunsuz bir binaya benzer ve yıkılıp gitmesi, an meselesidir. Benim kalbim temiz deyip, o kalbi veren Allah’ın en çok istediği ibadeti yapmayan insan, sadece kendini aldatır. Çünkü, kalp ancak Allah’ı anmakla tatmin olur. Allah yoksa bir kalpte, o kalp dünya sevgisiyle dolu demektir. Kalbinde Allah’a karşı derin bir boşluk var demektir. Efendimiz buyuruyor ki; “Namaz kılmayanla küfür arasında sadece bir perde kalmıştır.”
Hazreti Ali bir gün sabah namazına kalkamaz. O gün akşama kadar ibadetle meşgul olur. Ertesi gün kendisini, tanımadığı biri namaza kaldırır. Hazreti Ali ona “sen kimsin?” der. Şeytan olduğunu söyler. Niçin bunu yaptığını sorunca da, “Yine bütün gün Allah’a ibadet etmen beni memnun etmezdi” diye cevap verir. Evet, şeytan vazifesini yerine getiriyor, Hazreti Ali de kendine düşeni yapıyordu.
Namaz, imandan sonra gelen en büyük hakikattir.
Allah (cc) pek çok yerde, imandan hemen sonra namazdan bahseder. Mü’minleri tarif ederken hep, “iman eden ve salih amel işleyen” şeklinde tarif eder. Salih amelin başı ise, namazdır. Pek çok yerde de, imandan sonra namazı getirir. Daha Bakara Suresi’sinin başında ‘gayba iman edenler ve namazı dosdoğru kılanlar’ şeklinde, Allah mü’minleri tarif eder.
Ensar’dan bir zat hurma bahçesinde namaz kılarken, gözü hurma salkımlarının gölgesine ilişir ve kendisine geldiğinde kaç rekât namaz kıldığını unutur. Sonra da Hazreti Osman’a gelerek, “Beni namazda oyalayan bu bahçeyi Allah yolunda feda etmek istiyorum” der. Hazreti Osman da bahçeyi elli bin dirheme satarak parasını hazineye aktarır. O bahçe o tarihten sonra ‘elli binlik bahçe’ diye anılır. Evet, kuvvetli bir Allah inancına sahip olan sahabi, kendisini Allah’tan alıkoyan bahçesini yine Allah yolunda feda etmeyi hiç zor görmüyordu. Namaz, onların nazarında buydu.
Namaz, mü’minin miracıdır.
Namazın muhtevası, insanların çok engin düşünmelerine vesile olacak kadar geniştir. Namaz kılarken, derinlemesine bir aşk u şevk içinde Allah’ın huzurunda bulunmanın şuurunda olmaktan, onu Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasındaki cemaatten bir fert olarak kıldığını hissetmeye kadar; doğrudan doğruya kendisini meleklerin safları arasında görmeye kadar geniş bir yelpazede namazı duyma şekilleri vardır. İnsanın buna muvaffak olmasının şart-ı evveli, namazı tıpkı bir Mirac veya Mirac’ın gölgesi gibi bilmesidir. Zira o, sadece yatıp kalkmaktan ibaret bir hareketler topluluğu değildir. Mü’min için her namaz bir Mirac vesilesidir. Ve mü’mine düşen de, her namazda farklı farklı buudlarda bile olsa Miracını tamamlamaktır.
Namaz kılmak, bir tesbih, bir ta’zim ve bir şükürdür.
Namaza duran kimse, kendi kusurunu, günahını, küçüklüğünü; Allah’ın kusurdan, aczden uzak olduğunu ve O’nun büyüklüğünü hatırlayarak ‘Sübhanallah’ ve ‘Allahuekber’ der.
Allah’ın sonsuz nimetine karşı sonsuz şükür gerekir. Fakat bu şükür mümkün değildir. Ancak, insan niyetiyle ve niyetini mümkün olduğunca amele dökerek bu şükrü yerine getirebilir. Bu da sağlam bir kulluk ve devamlı ibadetle olur. Kulluğun en bariz özelliği ve ibadetlerin özü ise namazdır. Namazda ‘Elhamdülillah’ kelimesi bu şükrün dil ile ifadesidir.
Namaz kılmak hem çok kolay hem de çok kârlı bir ticarettir.
Beş vakit namaz, yirmi dört altın seviyesinde olan günlük yirmi dört saatin sadece bir saatini alır, fakat ebedi bir cennet hayatını insana müjdeler. Tüccar, elbette sermayesinin hepsini harcamaz, bir kısmını yanında tutar, ta ki, ilerde işe yarasın, işini devam ettirebilsin. Hepsini birden, hem de lüzumsuz bir iş için harcarsa neticede ne olacağı belli olur. Şimdi, günlük sermayesinin yirmi üç saatini bu kısa dünya hayatı için harcayıp da onun bir saatini ebedi hayatı için vermeyen insanın ne kadar zarar ettiği malumdur.
Namaz, insanı bütün fuhşiyata ve kötülüklere karşı koruyan bir siperdir.
Cenab-ı Hak, Ankebut sûresi, 45. Ayet’te şöyle buyuruyor:
“Hiç şüphe yok ki namaz, insanı çirkin işlerden ve haramlardan alıkor.” (Bu namaz, gerçekten, tam hissederek kılınan bir namaz olmalı.)
Namazdaki secde, kulun Allah’a en yakın olduğu andır.
Namaz, günde beş defa Allah’a hesap vermenin adıdır.
Namaz, günde beş defa insanın, Yüce Huzur’da küçüklüğünü bilmesidir.
Namaz, günde beş defa günahlardan arınmadır.